

Enerji Coğrafyaları:
Toprak, Emek ve Yeşil Çelişkiler
5 Haziran 2026
Bergama Kültür Merkezi
Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında Projesinin 5-6-7 Haziran’da Soma ve Bergama’da gerçekleşen programı 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde sergi açılışları ve panel ile Bergama’da başladı.
Panel kapsamında enerji dönüşümünün emek süreçleri, kırsal yaşam ve müşterekler üzerindeki etkileri tartışılırken, kültür ve sanatın bu mücadeleleri görünür kılma, kolektif hafızayı taşıma ve alternatif gelecek tahayyülleri kurma açısından nasıl bir imkân sunduğu üzerine birlikte düşünüldü.
🟩 PANELİSTLER:
Prof. Dr. Murat Arsel, Rotterdam Erasmus Üni.
Fırat Genç, İstanbul Bilgi Üniversitesi
Zekiye Buğurcu, sanatçı
Moderatör: Ekin Çuhadar
5 Haziran 14.00-16.30 – Bergama Kültür Merkezi

Enerji coğrafyaları: Sınıf, müşterekler ve sanat
Panel Özeti: Murat Büyükyılmaz, Fikir Gazetesi
05.06.2026
“Enerji Coğrafyaları: Toprak, Emek ve Yeşil Çelişkiler” paneli Ekin Çuhadar’ın moderasyonunda Murat Arsel, Fırat Genç ve Zekiye Buğurcu’yu bir araya getirdi.
Panel, enerji dönüşümünün emek süreçleri, müşterekler, çevre adaleti ve sanat üzerinden nasıl tartışılabileceğine odaklandı.
Murat Arsel, Bergama çevre mücadelesiyle kurduğu uzun akademik ve kişisel bağı hatırlatarak, çevresel bir meselenin politikleşmesinin kendiliğinden gelişen otomatik bir süreç olmadığını vurguladı. Arsel, Endonezya’nın başkenti Jakarta’daki iklim uyum projeleri ve kıyı koruma uygulamaları üzerinden, iklim krizinin sınıf çatışmalarını nasıl daha karmaşık hale getirdiğini tartıştı. Bergama’nın hâlâ önemli bir örnek olmasının nedeni, yalnızca bir direniş ortaya koyması değil; bilgi, örgütlenme ve ortak anlam üretme kapasitesini kurabilmiş olmasıydı.
Fırat Genç ise mülksüzleştirme ve müşterekler kavramlarını İstanbul Tarlabaşı ve Diyarbakır Sur örnekleri üzerinden ele aldı. Genç’e göre mülksüzleşme yalnızca tapunun ya da evin kaybı anlamına gelmiyor; insanların komşuluk ilişkilerini, bakım ağlarını, gündelik dayanışma biçimlerini ve yaşadıkları yeri “yer” yapan ortak ilişkileri de çözebiliyor. Bu nedenle müşterekler, yalnızca ortak tarla, mera ya da su kaynağı olarak değil; birlikte üretilen, kullanılan ve anlam kazanan yaşam pratikleri olarak düşünülmeli.
Zekiye Buğurcu ise projenin sanat ayağını kişisel deneyimi ve üretim süreci üzerinden anlattı. 2007–2009 yılları arasında Soma’da yaşadığını söyleyen Buğurcu, yıllar sonra yeniden Soma’ya ve maden sahalarına gittiğinde açık maden alanlarının kendisinde “başka bir gezegen” hissi yarattığını ifade etti. Sanatın yalnızca estetik bir temsil alanı değil; karşılaşma, etkilenme ve ortak yaşantı alanı olabileceğini vurguladı. Buğurcu’nun konuşmasında “yavaş şiddet” ve “yavaş umut” kavramları özellikle belirleyici oldu.
Bergama’nın bugüne bıraktığı ders
Panelin tartışma bölümünde Bergama’nın çevre mücadelesi deneyimi yeniden gündeme geldi. Bergama eski Belediye Başkanı Sefa Taşkın, Bergama’daki siyanürlü altın madenciliğine karşı mücadelenin kendiliğinden ortaya çıkmadığını; çevreye duyarlı insanların, akademisyenlerin, mühendis odalarının, hukukçuların, basının, yerel yöneticilerin ve köylülerin ortak çabasıyla kurulduğunu vurguladı.
Taşkın’ın “Bergama paradigması” olarak tarif ettiği hat, birkaç temel öğeye dayanıyordu: Önce insanlar karşı karşıya oldukları tehlike hakkında bilgi sahibi oldu; ardından bu bilgiyi ortak bir mücadele gerekçesine dönüştürdü; hukuk ve basın bu mücadelenin parçası haline geldi; uluslararası dayanışma kanalları açıldı. Böylece farklı siyasi görüşlerden, inançlardan ve kökenlerden gelen köyler, yaşamı, toprağı ve geleceği koruma fikri etrafında yan yana gelebildi.
Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel‘in katkıları da bu hattı güçlendirdi. Mücadelenin arkasında uzun yıllara yayılan köy toplantıları, kasetlerle yapılan bilgilendirme çalışmaları, üniversitelerden ve meslek odalarından gelen destek, yerel yönetimin tutumu ve basının ilgisi vardı. Bu deneyim, çevre mücadelesinin yalnızca öfkeye değil; bilgiye, güvene, örgütlenmeye, sabra ve sürekli anlatmaya ihtiyaç duyduğunu gösterdi.







