top of page
2_Sergi_İhtimalEşikleri.jpg

İhtimal Eşikleri

5 Haziran - 28 Haziran 2026

Sanatçılar: Berna Dolmacı, Hakan Kırdar, Selin Atik, Sezgi Abalı, Talha Demiral, Tunca, Yücel Tunca, Zekiye Buğurcu

Küratör: Günseli Baki

YERLE GÖK ARASINDA I Günseli Baki

Çelişkiler, Olasılıklar ve Ütopyalar Arasında kültür sanat projesi, kömürden çıkış ve yenilenebilir enerjiye geçiş sürecini çevre adaleti kavramı üzerinden ele alırken; Bergama ve Ayvalık’ta yoğunlaşan yenilenebilir enerji yatırımlarının yerel yaşamda yarattığı dönüşümü mülksüzleştirme tartışmaları etrafında düşünmeye açıyor. Proje, kömürden çıkış sürecinde ortaya çıkacak ekonomik ve toplumsal yükün emekçiler, yerel topluluklar ve kırılgan gruplar üzerinde yeni eşitsizlikler yaratmamasını hedefleyen adil dönüşüm yaklaşımını merkezine alıyor.

Projenin akademik danışmanları tarafından sanatçılarla paylaşılan sunumlar, serginin hazırlık sürecinde çevre adaleti, mülksüzleştirme ve adil dönüşüm kavramları üzerine birlikte düşünmeye alan açtı. Soma ve Bergama’da gerçekleştirdiğimiz saha ziyaretleri ise sanatçıların bölgeye ilişkin mekânsal farkındalığını derinleştirmeyi amaçladı. Bu ziyaretler, coğrafyayla kurulan ilişkinin sadece düşünsel değil, aynı zamanda sanatçılar için duyusal bir deneyime dönüşmesini  de sağladı.

 

Nisan ayında gerçekleştirdiğimiz saha ziyaretleri sırasında, sanatçılarla birlikte o ana kadar üzerinde düşündüğümüz pek çok kavramın zaman zaman çıkışsız bir noktada düğümlendiğini hatırlıyorum. Bu anlardan biri, Bergama’nın Koyuneli köyü yakınlarında rüzgâr enerji santrallerine yaklaşırken duyduğumuz uğultuydu. Etrafta otlayan hayvanların arasında, kayaların üzerine oturmuş, rüzgârla karışan sesi dinlerken; bitki çeşitliliğine hayran kaldığımız vadide yüzümüz, taş ocağının yeşili yardığı tepeye ve hemen önündeki güneş enerji panellerine dönüktü. Bir yanda doğanın canlılığı ve çeşitliliği, diğer yanda onu kesintiye uğratan müdahalenin izleri aynı manzaranın içinde yan yana duruyordu.

Bir diğeri ise genişleyen maden sahasının içinde kaldığı için boşaltılmak zorunda bırakılan Deniş köyüne vardığımız andı. Deniş açık ocak kömür madeni sahasına ulaştığımızda, o ana kadar gördüklerimizin yarattığı etkiden çok daha farklı bir duygunun hepimizi sardığını hatırlıyorum: Uzun süren bir sessizlik. Birbirimizle konuşmadan dakikalarca orada kaldık. Evlerin yıkıntıları arasında karşılaştığımız manzaranın, daha önce gördüğümüz hiçbir yere benzemediğini fark ediyorduk. Uçsuz bucaksızdı. Yerle gök arasında, başka bir dünyaya ışınlanmış gibiydik. Ufuk çizgisine yan yana dizilen rüzgâr enerji santralleri, uzakta ters ışıkta simsiyah görünüyordu. Kül barajları, atık sahaları ve engebeli yüzeyler ise zamanla doğal bir görünüme bürünmüş, başkalaşmıştı. Keskin hatlara sahip tepeleriyle, siyah ve bej tonlarının katman katman yayıldığı bu coğrafyaya, Deniş köyünün tarafından, baharın gelişiyle yeşermiş çimenlerin üzerinden bakıyorduk. Sanki bir eşikteydik. Yerin altı ile üstü arasındaki sınırda; emeğin, yaşamın ve geleceğin nasıl bölüşüldüğünü belirleyen bir eşikte.

Bu ziyaretlerin ardından sanatçıların ürettiği çalışmalar, İhtimal Eşikleri sergisinde bir araya geldi. Kaçınılmaz olarak da sergi, adını bir ihtimalin gerçekleşmesi için aşılması gereken kritik eşik fikrinden; bir olasılığın görünür ve kaçınılmaz hale geldiği kırılma anından alıyor. ‘Olabilir’den, ‘olması muhtemel’e geçtiği kritik bir çizgide kendine yer açıyor. Soma, Bergama ve Ayvalık hattında yoğunlaşan enerji dönüşümü, bir yanda kömürün çekildiği, diğer yanda ‘temiz enerji’nin yayıldığı bir coğrafyada, kayıp ve ihtimallerin aynı anda var olduğu eşikleri sürekli yeniden kuruyor. Bu yüzden sergide sanatçılar dönüşümü çelişkili ve katmanlı bir süreç olarak ele alıyor.

Hakan Kırdar’ın Havza çalışması, Soma’dan hareketle Türkiye’deki kömür havzalarını ortak bir emek ve geçim coğrafyası içinde düşünmeye çağırıyor. Buğdaydan üretilen ve yakılarak kömürü andıran bir yüzeye dönüştürülen tabelalar, yaşamı sürdürmek için yeraltına inmek zorunda kalan emekçilerin, yenilenebilir enerjiye geçiş sürecindeki belirsiz geleceğini görünür kılıyor. Çalışma, kömürden çıkışın ekolojik boyutunun yanı sıra sınıfsal ve toplumsal boyutunu hatırlatarak adil dönüşüme vurgu yapıyor.

Berna Dolmacı’nın Dip çalışması, organik malzemelerle kurduğu yüzeyle, doğayı kendi maddeselliği içinde yeniden düşünüyor ve doğanın dönüşerek yabancılaşmasını görünür kılıyor. Soma’daki açık maden sahalarında ya da enerji yatırımlarının dönüştürdüğü alanlarda karşılaşılan parçalanmış manzaralar gibi, bu yüzey de hem canlı hem yaralı bir yapıya sahip. Çalışma, yaşamsal ve ilişkisel varlık yerine ekonomik değere indirgenmiş bir kaynak olarak görülen doğada tahribatın en dip noktasında olduğunun altını çiziyor ve karanlık içinden bize bir pencere açarak onu tekrar hatırlatıyor.

Yücel Tunca’nın Yara adlı fotoğraf serisi, açık ocak madenlerinin dönüştürdüğü yeryüzünü canlı bir hafıza yüzeyi gibi ele alıyor. Toprağın yüzeyindeki yarıklar, kesikler ve katmanlar canlı bir dokuyu andırıyor ve müdahalenin geri dönüşsüz izlerini görünür hale getiriyor.

 

Selin Atik, Vaat çalışmasında, üzerinde vaat yazan kumaşları külle yıkıyor. Bunları beton kütlelerin içine yerleştirerek sıkışmış ve hareketsiz yapılara dönüştürüyor. Askıda duran bu kırılgan formlar, zamanla kendi ağırlığı altında çöken; yaşamı, hafızayı ve birlikte var olma ihtimalini taşıyamayan bir düzeni çağrıştırıyor. Çalışma, enerji dönüşümünde ya da maden sahalarının genişlemesiyle yerel halkın arazilerinin, konutlarının ellerinden zorla alındığı mülksüzleştirme sürecinin, insanın yaşadığı yerle kurduğu bağın nasıl aşındığını düşündürüyor. Çalışmaya eşlik eden videoda tekrar eden hareket ise çözümsüzlüğün üzerini örten politik dili görünür hale getiriyor.

 

Talha Demiral’ın Pasa çalışması, yıkımın ortasında tutunmaya çalışan kırılgan bir yaşam fikrine odaklanıyor. Pasa adı verilen atık toprağın içinde büyümeye çalışan bitki, bir iyileşme anlatısından çok belirsiz bir bekleyiş hissini taşıyor. Cam saksı, dönüşüm süreçlerinin ne kadar kırılgan ve geçici olduğunu görünür hale getiriyor. Yaşamın sürme ihtimali güçlü bir umut taşımıyor, sürekli tehdit altında olan hassas bir direnç olarak beliriyor.

 

Tunca’nın Hayat Altı çalışması ise madencilerin göçük anlarında hayatta kalmak için kurduğu ve “domuz damı” olarak adlandırılan destek sisteminden yola çıkıyor. İnsanların sürekli kendi güvenlik alanlarını yaratmak zorunda bırakıldığı bir düzene işaret ediyor. Enerji üretiminin ardında kalan görünmez emek biçimlerini ve dönüşüm süreçlerinin yarattığı kırılgan yaşam alanlarını görünür kılıyor.

 

Zekiye Buğurcu’nun Yeryüzü çalışması, tekrar eden emek döngüsünü, emekçilerin hayalleriyle birlikte ele alıyor. Yüzeyde giderek yoğunlaşan karanlık, çıkışsızlık hissini taşıyor. Yaşamı sürdürme arzusu ile tükenmişlik arasında gidip gelen bir ruh halini görünür kılıyor. Yeraltı ile yerüstü arasındaki görünmez bağı duygusal bir düzlemde yeniden kuruyor.

 

Sezgi Abalı’nın Şeylerin İçindeki Öz yerleştirmesi ve video çalışması, dönüşüm tartışmasını insan merkezli bir yerden çıkararak canlılar arasındaki kırılgan ilişkilere doğru genişletiyor; rüzgar türbinlerinin plansızca yerleştirildiği alanlarda, bal arılarının yönlerini kaybetmelerinden yola çıkıyor. Ekolojik döngünün bir parçasını temsil eden arılar, yönünü kaybeden bir coğrafyanın da tanıkları olarak konumlanıyor. Rüzgar enerji santrallerinin uğultusu yerine bu defa arı kovanının içinden Birago Diop’un Soluk şiirini duyuyoruz sanatçının sesinden: “Şeylerin içindeki özü dinle daha sık, sesini ateşin. Suyun.  Kulak ver rüzgâra …”

İhtimal Eşikleri, enerji dönüşümünü; hafızayı, emeği, yaşam alanlarını ve canlıların birbirleriyle kurduğu ilişkileri yeniden biçimlendiren politik bir süreç olarak ele alıyor. Zamana yayılan, çoğu zaman görünmez kalan ve gündelik hayatın içine sızarak normalleşen yavaş şiddeti görünür kılarak bizi sürekli bir eşikte tutuyor; yıkım ile umut, direnç ile tükenmişlik, yeraltı ile yerüstü; insan ile diğer canlılar arasındaki sınırda. Belki de mesele, tam da yerle gök arasında salınan kırılgan eşiklerde; birbirimizle, yeryüzüyle ve diğer canlılarla nasıl adil bir yaşam kurabileceğimiz sorusunda yankılanıyor.​​

Çelişkiler, Olasılıklar Ve Ütopyalar Arasında kültür sanat projesi, 2014’te maden faciasından sonra akademik çabaların merkezi olan Soma’daki kömürden çıkış, yenilenebilir enerjiye geçiş sürecini “çevresel adalet” kavramı etrafında ele alırken, Soma’ya yakın konumda bulunan Bergama ve Ayvalık’ta açılan yenilenebilir enerji santrallerinin yerele olan etkisini “mülksüzleştirme” kavramı etrafında tartışan transdisipliner kültür sanat projesidir.

İLETİŞİM  >

couproject.info@gmail.com

  • Orta
  • Instagram
Ekran Resmi 2026-04-26 22.31.55.png

Duygu Avcı, Ekin Çuhadar, Fikret Adaman, Gökçe Yeniev,

Günseli Baki, Hande Paker, Şebnem Eroğlu Hawskworth, Yücel Tunca

Ekran Resmi 2026-05-05 13.37.05.png

© 2026 Ne Yerde Ne Gökte Derneği

bottom of page