top of page

Sınıfsız Bir Çevreciliğin Sınırları: Küçülme Hareketi ve Türkiye’deki Çevre Mücadelelerinin Arasındaki Paralelliklere Eleştirel Bir Bakış

  • Yazarın fotoğrafı: Çelişkiler Olasılıklar Ütopyalar Arasında
    Çelişkiler Olasılıklar Ütopyalar Arasında
  • 1 Oca 2025
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 28 Nis

Gökçe Yeniev


Son dönemde Türkiye’deki çevre hareketleri, küçülme (degrowth) tartışmalarına giderek daha fazla ilgi göstermeye başladı. Peki, bu kavram Türkiye bağlamında neden tartışılmalı? Sonuçta küçülme, esasen Avrupa ülkeleri ve Amerika gibi tarihsel olarak aşırı büyümüş; emisyon artışı ve materyal kullanımı açısından dünyayı en fazla zorlayan ülkelerin ekonomik büyümelerine sınır koymayı amaçlayan bir yaklaşım olarak ortaya çıktı. Türkiye ise bu ülkelerle karşılaştırıldığında benzer tarihsel emisyon seviyelerine henüz ulaşmış değil.[1] Ancak bu durum küçülmenin Türkiye için anlamsız olduğu anlamına gelmiyor. Bir yandan iklim krizi ve diğer çevresel sorunlar Türkiye gibi ülkelerde aynı kalkınma modellerinin benzer biçimlerde tekrarlanmasını imkânsız hale getiriyor; diğer yandan ise Türkiye’nin özellikle AKP döneminde izlediği otoriter ve agresif büyüme politikaları ile ekonomik büyümenin faydalarının toplumun geniş kesimlerine adil biçimde dağıtılmaması[2], yerel halkların itirazlarına kulak asılmaması,  ve rant paylaşımı üzerinden çevresel tahribatın yaygınlaşması Türkiye için alternatif ve katılımcı kalkınma modellerine olan ihtiyacın giderek arttığını gösteriyor.[3] Bu bağlamda küçülme Türkiye’de yalnızca çevresel sürdürülebilirlik açısından değil, aynı zamanda sosyal adalet ve demokratikleşme hedefleri doğrultusunda da tartışılması gereken bir yaklaşım haline geliyor. Türkiye’de küçülme kavramının gündeme gelmesi devlet ve toplum arasındaki ilişkilerin yeniden şekillenmesi açısından başlı başına önemli olsa da[4], bu tartışmaların geçmişte çevre politikalarında sıkça karşımıza çıkan yukarıdan aşağıya dayatılan yaklaşımlarla sınırlı kalma tehlikesi göz ardı edilmemeli. Eğer küçülme, politik ekonomiden kopuk bir şekilde, özellikle de emek meselesini dışarıda bırakarak ele alınırsa, toplumun geniş kesimlerini bu fikre kazanmak oldukça güçleşir. Bu durumda küçülme, soyut bir ideal olarak kalır. Oysa Türkiye gibi ekonomik eşitsizliklerin derin, güvencesizliğin yaygın olduğu bir ülkede küçülmenin nasıl hayata geçirileceği kritik bir meseledir. Çünkü küçülme dendiğinde ilk akla gelen sorular; bu süreçte işsizlik nasıl önlenecek, sosyal güvenlik sistemleri nasıl ayakta kalacak, yoksulluk nasıl engellenecek ve kaynaklar toplumun farklı kesimlerine nasıl adil biçimde dağıtılacak gibi doğrudan yaşamsal meselelere dayanır. Bu makaleyi şekillendiren temel sorular da bu çerçevede ortaya çıkmaktadır. Küçülme yalnızca bireysel tüketim alışkanlıklarının sorgulanmasından ibaret değil; aynı zamanda üretim biçimlerinin, emek ilişkilerinin ve adalet anlayışının yeniden düşünülmesini gerektiren bir yaklaşımdır. Türkiye’de çevre ve emek hareketlerinin bu tartışmayı sahiplenebilmesi için, küçülme fikrini sınıfsal ve toplumsal bağlamıyla birlikte ele alması; ekonomik ve sosyal dönüşümle ilişkilendirmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde, toplumda karşılık bulabilecek bir dönüşüm tahayyülü geliştirilebilir. Devamını okumak için dosyayı indiriniz...

[1] Hannah Ritchie and Max Roser, “Turkey: CO₂ Country Profile,” Our World in Data, 2024, https://ourworldindata.org/co2/country/turkey.

[2]   2014 yılında 0,397 olan Gini katsayısı, 2024 yılında 0,413’e yükselmiş durumda. Bu artış, gelir eşitsizliğinin zaman içinde derinleştiğini ortaya koymaktadır. Servet dağılımına baktığımızda ise, en zengin yüzde 10’un, toplam servetin yüzde 69,8’ine sahip olduğunu görüyoruz. 

[3] Alternatif kalkınma yaklaşımı, kalkınmanın araç ve hedeflerini dönüştürmeyi amaçlayarak daha katılımcı, adil ve çevresel olarak sürdürülebilir bir kalkınma tahayyülüne yaslanır. Bu yönüyle, otoriterleşmenin derinleştiği ve sınıfsal eşitsizliklerin keskinleştiği Türkiye gibi bağlamlarda dahi belirli pratik açılımlar sunma potansiyelini korur. Buna karşılık, “kalkınmaya alternatifler” (alternatives to development) yaklaşımı ise kalkınma kavramının kendisini reddeder; modernite, ilerleme ve büyüme ideallerinin dışında düşünmeyi salık verir. Ancak temel altyapı hizmetlerine ve sosyal haklara erişimde hâlâ ciddi eşitsizliklerin yaşandığı Türkiye gibi bir ülkede bu yaklaşım, toplumsal gerçeklikten kopuk ya da yerel ihtiyaçlarla yeterince bağ kuramayan bir söylem olarak eleştirilebilir; zira geniş toplum kesimlerinin kalkınmaya ilişkin talepleri hâlâ somut ve yaşamsaldır

[4] Bengi Akbulut, “The ‘State’ of Degrowth: Economic Growth and the Making of State Hegemony in Turkey,” Environment and Planning E: Nature and Space 2, no. 3 (2019): 513–527.



Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Çelişkiler, Olasılıklar Ve Ütopyalar Arasında kültür sanat projesi, 2014’te maden faciasından sonra akademik çabaların merkezi olan Soma’daki kömürden çıkış, yenilenebilir enerjiye geçiş sürecini “çevresel adalet” kavramı etrafında ele alırken, Soma’ya yakın konumda bulunan Bergama ve Ayvalık’ta açılan yenilenebilir enerji santrallerinin yerele olan etkisini “mülksüzleştirme” kavramı etrafında tartışan transdisipliner kültür sanat projesidir.

İLETİŞİM  >

couproject.info@gmail.com

  • Orta
  • Instagram
Ekran Resmi 2026-04-26 22.31.55.png

Duygu Avcı, Ekin Çuhadar, Fikret Adaman, Gökçe Yeniev,

Günseli Baki, Hande Paker, Şebnem Eroğlu Hawskworth, Yücel Tunca

Ekran Resmi 2026-05-05 13.37.05.png

© 2026 Ne Yerde Ne Gökte Derneği

bottom of page